28/1/2009 ·

ayrık otları ve karanfil
diken ve ok... ve gözyaşı
derin'den
derinden bir titreyiş
bilinmeyen
dört bir yanı ateş...
feryat figan ...ezgilerinde
hangi tohumu bağrımıza bassak
boğum boğum damarlarımızda...
sis...
kıydılar mı bize be gülüm
viranalerde
çokuluslu maceralarda kendimizi bulacağımızı
sandıkları
yaralı beyinlerimizde
yaralı kervanların çöl tutkularına benzer
ayrık otları ve karanfiller arasında
yüreklerimize..
yüreklerimize kıydılar mı be gülüm..
suçumuz renksizdi
davamız hayat... sadece hayat'tı be gülüm
coşkusu olur mu ? cehennemin
ya da cennet diye bildiğimiz o nefeslerimizde
bir ney'e teslim ettiğimiz
sadece bir ses
binlerce yıldır içimize gömdüğümüz...sadece bir ağıt
ağlama be gülüm
gün gelir çıkarsın dalına şakımak için
kırmızı, beyaz, permanenet ışıklarınla
ağlama
kıyamam bir damla göz yaşına...
Yorum (0) Yorum yaz!
28/1/2009 ·

Göz çukurları...yüzünde solgun rimellere tutuklu
gözbebeklerindeki matlığı kabus
buyum diyen dili
buyum diyen beyni
hayalet günlerin kömür kokuları içerisinde
siyah böcek
cüzzamlı seyahatindeki ilk istasyon
evet ilk istasyonda
durup nefes aldığı
yanlızlığı kararmış bir kuş
uçmak için
bir kanat çırpmak için ..yüreğindeki kıpırtıları
bile tanımayan
biraz umut yokmuydu
güneş hala neden siyah
durup nefes aldığı ilk istasyonda ..sıcak bir
hiç tatmadığı... hiç tanımadığı
sıcacık bir nefes
erdem vardı bir zamanlar
soğuktu
setti
ağır anılarında onur vardı bir zamanlar
ilk istasyon... rayların sonsuza uzandığı
serçenin ilk sesi
ilk akasyayı gördüğü an
salkımları beyaz
lacivert sessizliği içerisinde
ilk istasyon
çelikten tüllere uzanmak için...sonsuza kadar
ağırdı uzayan rayların hamuru...!
Yorum (0) Yorum yaz!
28/1/2009 ·

ömrüm sığmayacak bedenime...biliyorum ...beklemek
başımda bir mezar taşının... toprağı boyamış beyazında
beklemek üşütüyor hücrelerimi
alacakaranlığımda yasak aşklarımın
alacakaranlığımda kor ateşlerimin
ezbere bildiğimiz o ney sesi ile sulanmış
ezbere bildiğimiz o toprak kokusu
ezbere bir fidan gibi damarlarıma düşen
gencecik bir filizin son arzum'du...demesi gibi
belki bir yolcu
bir kış gecesi çıplak yatağımda...bedelsiz
koşulsuz...tınılarıyla
toprağımın boyanmış beyazına kirini akıtan
elinden tüm yanlızlıkları alınmış
hikaylerimizi konuştuğumuz...kahkahalarla
sevda ütopyalarını
günleri hasret yorgunluğu
sancıları doğum...
kendime sarılıp uyuduğum gecelerde
tınılarıyla kahkaha seslerinin yankı bulduğu
alacakaranlığımda
kirli yatağımdaki çıplaklığımla
derisini atan bir yılan gibi...yüzümde düş izleri
beklemek üşütüyor hücrelerimi...
Yorum (0) Yorum yaz!
28/1/2009 ·

ölüm ile ben
birbirine aşık iki sincap
nar ağacının dallarında
birer natürmort gibi
pozitif yüklü
zaman masallarında
birbirlerine anlattıkları
ruh
gizem
ilk çekirdek
ham duygu
siyah gözlükleriyle
kaçıncı baharımdı bilinmez
ölüm ile ben
kuytu yamaç köşelerinde
dalgaların daha yeni yeni ulaştığı
köpüklü...beyaz
kırçıllarında uzak yolculuklukların yorgunlukları
tenlerinde hırçın okyanus nidaları
yanaklarında gravür makyajlarıyla
iki sincap
nar ağacının dallarında
sancı
yol
soyut şizofren ...yüzde kırkbeş vesikaları ile
bir tanrı bulutları resmederken an'a
siyah gözlükleriyle
kaçıncı baharımdı bilinmez
bıraktım kendimi boşluğa
elimde biraz asa...kanımda biraz buz..baharlarımda
biraz şarapla
boşluk ve iki sincap
ve nar ağacı
tanelerinin her biri birer kımıltı..kımıltılı
heyecanalarla
affet beni sevgilim...bıraktım kendimi boşluğa
affet
üzülme
nasılsa birlikte gideceğiz bizi sevgiyle kucaklayacak toprağa
sonsuza ...elele yürüyeceğimiz ilk istasyonda
olgunlaşırken nar ağaçları yeniden... masallarda
gamze gamzedir güzelliğin.... gülüver şimdi!
Yorum (0) Yorum yaz!
14/10/2008 ·

zincirlerle yürüttüm çıplak ayaklarımı
gözbebeklerine verebilmek için
gözbebeklerimdeki sevdalarımı
gölgesiydim yıldızların
arkadaşıydım
kan yerine yağan yağmurların
ve
içimde oynaşan delişmen balıkların
rengarenk akışlarının
hasretiydim...
DAVALIYIM BOŞLUĞUNLA
hiçbir toprak ..çürütemeyecek ...şimdi..sevdalarımı ahh..!
gök'lerdeyim
okyanus'lardayım
alkolden bir demet sanki yoğunluğum
kalbinin sızılarıyla demlenecek sanki ...bundan sonraki sarhoşluğum..
Yorum (0) Yorum yaz!
14/10/2008 ·
1- fanatik kaşiflerin geliştirdiği patentli enerjilerin içerisinde titreş/mek
2- cennet ikamet manzaralı enerjilerin içerisinde titreş/mek
3- herhangi bir nehir akıntısının içerisinde titreş/mek
4- sadece içerisinde titreş/mek
5- zihinsel-ruhsal ve espri'tüel bir denge içerisinde " evrensel rollerin deneyimlendiği " enerjilerin içerisinde titreş/mek
buyurun hangisini seçerseniz
*beyaz'da herkese yakışmaz!
Yorum (0) Yorum yaz!
14/10/2008 ·
kırçıl ağaçların kök saldığı
dalgalı ormanın hemen altında
grimtrak bir doğa harikası!
irili ufaklı koylarıyla meşhur liman!
ilk görünüşte sağa ve sola açılan mendirekler
sol estetik, sağ psişik
tam ortada semavi çatal!
dokusuna vuran dalgalarla hayat bulur hücreleri!
bazen de amansız fırtınalarla!
tek gözlü korsanlar giremedi, hiçbir çağda sularına...
Yorum (0) Yorum yaz!
14/10/2008 ·
küçücük bir çanağın içerisinde, doğal ritm tellerin titreşimi... vurgular! çanağı sıkıştıran mengenenin açılması felsefe özün sözüdür...
bilinç aktarımı sağlayan retorik...
sanatına ilham veren estetik
piyanonun tuşları kadar akustik...
ve
tokmağın, çanak içerisindeki salınımıyla başlar
ve
her titreşim çanağının derinliği kadar yankı yapar...
Yorum (0) Yorum yaz!
7/2/2008 ·
DOĞRU ZAMANDA DİRİLMEK
Tüm bedenimi-benliğimi saran objektif
düşüncelerimi düzene koyan
kesinleştiren-geliştiren-genişleten
bir çerçeve içerisinde
herhangi bir zaman...
belki bir zamansızlık...
özgürlük ya da kölelik
aşk ya da ihtiras
şevkat ya da merhamet...
doğru zamanda ölmeden önce
doğru zamanda dirilmeyi beklemek...
bir oyun mu bu
geleceğe projesi olmayan
rolleri önceden belirlenmemiş?
çamurun içinde iken-ya da dışında
doğru ya da yanlış sandığımız
aslında renkleri kör olan
her çilenin başlı başına birşeyleri yonttuğu
her korkuya biraz telaş,her telaşa biraz macera
biraz kokuşmuş-biraz iğrenç-biraz galebe çalan bir oyun...
ve bizler,
bu oyunun kahramanları
çiçekleriyle
hisleriyle
derinlerde suları
hatıralarında aşkları
okyanuslarında yenişen yunusları
ilhamları ve düşleriyle
tutkuları ve sevdalarıyla
yürüyen
bu oyunun kahramanları
kimi zaman oynayıp-kimi zaman uyuyan
tozlu-dar, kaba-saba
kolları ayakları güneşten bronzlaşmış
sırtında abaları-kara ekmekleriyle
dar-dapdaracık bir patikada yürüyen
zengin ve yalın
fakir ve şatafatlarıyla
bir geçitin önünde bekleşen...
ufka yaklaştıkça çizgileri biraz daha daralan
boy boy başakların tükenmeğe yüz tuttuğu şarkılarında
biraz umut
biraz hasret
biraz kavgalarıyla...
doğru zamanda ölmek yerine
doğru zamanda dirilmeyi bekleyen...
tenlerinin tonuna benzer
terlerinin suyuna benzer
hep hasat-hep hasatı bekleyen
bekleyen...
doğru zamanda ölmek yerine
doğru zamanda dirilmenin celseleriyle savrulan
o savruluş ki, hep kabulümüz
her korkuya bir telaş günlüğümüz
çerçeveleyip duvarlarımıza astığımız
ve kendimizden başka hiç kimsenin göremediği gölgeleriyle
ipe sapa gelmez seyirlerinde
sayısız ihaneti yudumlamış kopuk maceralara
çırpınışlarını teslim eden
bir kar tanesini andırır sessizliyle
bizler
bu oyunun kahramanları
tütünsüz,uykusuz,sevdasız kaldığımız gecelerde
hasretinden prangalar eskittiğimiz
hep o bildiğimiz
hep o bildiğimiz
siyah ya da beyaz
sefil ya da erdemli
sarhoş ya da büyücülerden
korkak ya da cesurlardan
olmamışmıydık
zamanında ölmeden önce
zamanında dirilmeyi bilebilmek uğruna...
Yorum (1) Yorum yaz!
7/2/2008 ·
zincirlerle yürüttüm çıplak ayaklarımı
gözbebeklerine verebilmek için
gözbebeklerimdeki sevdalarımı
gölgesiydim yıldızların
arkadaşıydım
kan yerine yağan yağmurların
ve
içimde oynaşan delişmen balıkların
rengarenk akışlarının
hasretiydim...
DAVALIYIM BOŞLUĞUNLA
gök'lerdeyim
okyanus'lardayım
mavi'yim...
Yorum (1) Yorum yaz!
« Önceki ::


